FACULTY OF EDUCATION


ODTÜ'ye Hizmetle Geçen 27 Yıl: Prof. Dr. Esin TEZER

Hazırlayan: Fevziye Dolunay 

Fotoğraf: Celal İler

Esin Tezer

Özgeçmiş


Ankara Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nden 1969 yılında mezun olduktan sonra 1974 yılında Hollanda hükümeti bursunu kazanarak Endüstri İlişkileri konusunda bir yıl süreli lisans sonrası diploma programını tamamladım. Daha sonra Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik programından 1979 yılında yüksek lisans ve 1986 yılında doktora derecelerini aldım. 1987 yılında ODTÜ Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü’ne önce bir yıl süreyle yarı-zamanlı görevli olarak dersler verdikten sonra aynı bölümde 1988-1995 yıllarında yardımcı doçent, 1995-2000 yıllarında doçent ve 2000 yılından itibaren de profesör ünvanıyla çalışmalarımı sürdürdüm. Verdiğim dersler ve yürüttüğüm araştırmalar daha ağırlıklı olarak bireysel ve grupla psikolojik danışma supervizyonu, insan ilişkileri ve özellikle yakın ilişkiler konularında yoğunlaştı.

 

Soru: ODTÜ’ye uzun yıllar emek vermiş bir akademisyen olarak emekli oluyorsunuz. Bu 27 yıllık süre içinde ODTÜ Eğitim Fakültesi’ne ilişkin değerlendirmelerinizi bizimle paylaşır mısınız?


ODTÜ Eğitim Fakültesi, benim gözümde, ODTÜ kültürünün bütün özelliklerini barındıran, insan odaklı, katılımcı ve şeffaf bir ortamı yaşatan bir yapıya sahiptir. Ayrıca, hiç şüphe yok ki, akademik kadro ve donanımıyla Türkiye’nin eğitim politikalarının geliştirilmesinde liderlik rolü üstlenebilecek güçtedir. Ancak, bu gücün yeterince ortaya konamamasında alınan bazı politik kararların etkili olduğunu düşünüyorum. Bunlarda biri, tüm ülkemizde olduğu gibi fakültemizin de ana misyonunda lisans düzeyinde öğretmen yetiştirmeye yönelik eğitim-öğretim yaklaşımına ağırlık verilmiş olmasıdır. Bu durum fakültedeki hocaların zaman ve enerjilerinin çoğunu lisans programlarına yatırmaları; araştırma-proje geliştirme alanlarındaki çalışmalarına daha kısıtlı zaman ayırabilmeleri sonucunu getirmiştir. Geliştirilen çok değerli çalışmalar ise, kamu yararına ve politikalarına dönüştürülememektedir çünkü bu da zaman ve enerji gerektiren bir çalışmadır. Tabii ki öğretmen yetiştirme konusu çok değerli, hassas ve etraflıca tartışılması gereken bir konudur. Öğretmen yetiştirme alanında çalışan hocalarımızın bu konuda çok daha değerli görüşleri vardır ve katkıları olacaktır. Ben burada sadece bir gözlemimi ve değerlendirmemi aktarıyorum ve lisans programlarının getirdiği yükün fakültede çok tartışılan bir konu olduğunu bildiğim için bu konuyu vurguluyorum.

 

Esin Tezer

Soru: Sizce bu sorunla nasıl başa çıkılabilir?


Bu sorunu ele almak tüm fakülte elemanlarının biraraya gelerek geliştirecekleri bir ortak akılla mümkündür diye düşünüyorum. Bu hiçbir zaman tek bir kişinin bu böyle olmalı diyeceği bir konu değildir ve de olmamalıdır. İlk akla gelen öğretim elemanı sayısını artırmaktır. Buna bağlı olarak, bu konuda şimdiye kadar tartışılanlar içinde benim katıldığım görüşlerden biri iki yaklaşımlı akademik kadro oluşturmak; yani eğitim-öğretim ağırlık ve araştırma ağırlıklı öğretim üyesi kadroları. Yalnız burada bir noktayı çok önemsiyorum. Bu iki yolun koşullarının çok titiz ve her açıdan dengeli oluşturulması gerektiğinin altını kalınca çizmek gerekir. Bu öylesine bir dengede tutulmalı ki biri diğerinin önüne hiçbir konuda geçmesin. Örneğin, ders/araştırma orantılı bir ağırlıklandırma yöntemi geliştirilebilir. Her nasıl yapılırsa yapılsın, böyle bir yöntemin çok kapsamlı bir değişiklik gerektirdiğini biliyorum. Ayrıca, böyle bir değişikliğin kolayca hayata geçirilebilir olmadığını da kabul ediyorum ama ülkemiz koşullarında bu ikilemi ele almanın zorunlu olduğunu; ertelemenin bir yararı olmadığını düşünüyorum.

 

Soru: ODTÜde hoca olmak nasıl bir deneyim?


Kendimi pek çok konuda şanslı hissetmişimdir. Akademik anlamda başlangıç noktasındaki şansımı PDR eğitimine başlamam olarak görüyorum. PDR eğitimi yalnız akademik donanım sağlayan değil kişisel gelişimi kolaylaştıran nadir eğitim alanlarından biridir. Bu bağlamda, PDR öğrencisi olmak bence bir ayrıcalıktır. Bu alanda hoca olmak ise, artı ve ayrı bir zevk ve mutluluk kaynağıdır. Benim hocalık deneyimim sadece ODTÜ ile sınırlıdır. Önce ODTÜ’de olmaktan başlarsam eğer, bazılarının söylediği gibi doğma-büyüme ODTÜ’lü değilim ama ODTÜ’lü olmak çok zamanımı almadı ve belki de kıymet bilme anlamında beni çok iyi eğitti. ODTÜ’de hoca olmak ise kendimi en şanslı hissettiğim, gurur ve onur duyduğum yaşam dilimimdir. Bu süreçte ben ne kadar öğrettim; bunu öğrencilerim değerlendirdi/değerlendirecektir. Ama ben onlardan çok şey öğrendim. Onlar bana genç olmayı, genç kalmayı, değişen dünyayı, yaşama ve gelişime açık olmayı öğretti. Onların emeklilik kutlama yemeğindeki deyişleriyle, eğer ben fidanlar yetiştirdiysem, ODTÜ’de hoca olmak benim için tam da fidan yetiştirme sürecindeki kadar emek vermeyi, sabretmeyi, korumayı ve sevmeyi yaşatan bir süreç oldu.

 

Soru: Bu 27 yıllık süreçte sizi en çok etkileyen bir anınızı paylaşır mısınız?


Maalesef üzücü bir anı. ODTÜ’ye hiç yakışmadı. Eğitim Bilimleri Bölümü PDR lisans programının 1996 yılında alınan bir kararla kapatılması. Kimin aldığı belli ama niçin alındığı belli olmayan bir karar. Bu karar 27 yıllık ODTÜ yaşamımda beni en çok üzen, kişisel duygularımın ötesinde, alana haksızlık yapıldığını düşündüğüm için en çok isyan ettiğim tek olaydır diyebilirim. Öne sürülen gerekçeleri asla akılcı, gerçekçi ve dahası akademik bulmadığımı her yerde söyledim; söylemeye de devam edeceğim. Nitekim, PDR programının ODTÜ KKK lisans programı olarak açılması bu itirazımda ne kadar haklı olduğumu da göstermiştir. Ancak, bundan sonra bu tür olayların olmaması için emekli bir öğretim üyesi olarak beklentim ve önerim; bir alan hakkındaki kararın o alandaki kişilere bırakılmasıdır. Hangi konuda olursa olsun, tırnak içinde tepeden inmeci tutumların hele ki ODTÜ’de bir daha tekrarlanmamasını diliyorum. Bu benim en içten ve en son dileğim olarak kalsın.